30 Haziran 2011 Perşembe

KATY PERYY-FİREWORK

     Bir şeyler karalayım diye girdim sayfama ama birkaç gündür dinlediğim bir şarkı, yazmaya karar verdiğim konuyu anlattığı için -şu sıkışık zamanımda hiç uğraşmadan- onu aktarayım istedim. Zaten olduğu gibi şu anki ruh halimi yansıtıyor bu yüzden alıntı sayılmaz değil mi. :) Yani kopyala-yapıştır yapmasam bende aynı şeylerden bahsedecektim. Madem öyle en azından yazının bestesi ve bir görselliği olsun istedim :)

http://youtu.be/QGJuMBdaqIw     

Videonun kendisini şu an ekleyemediğim için bağlantısını veriyorum. Ayrıca sizi uğraştırmadan sözlerini de ekleyim. Yazmaktan kaçındım zaten bari bunu da ekleyim :)

Do you ever feel like a plastic bag
Kendini hiç plastik çanta gibi hissettin mi
Drifting throught the wind
Rüzgarla kayan                                                                         
Wanting to start again
Yeniden başlamayı isteyen

Do you ever feel, feel so paper thin
Hiç hissettin mi , kağıt kadar ince
Like a house of cards
Kağıttan bir ev gibi
One blow from caving in
Rüzgarla birlikte çöken

Do you ever feel already buried deep
Hiç bu kadar dipte olduğunu hissettin mi
Six feet under scream
yerin 6 feet altında çığlık attığını
But no one seems to hear a thing
Ama kimse hiçbirşey duymuyor

Do you know that there's still a chance for you
Hala bir şansın olduğunu biliyor musun
Cause there's a spark in you
Çünkü içinde bir kıvılcım var

You just gotta ignite the light
Sadece ışığı yakman lazım
And let it shine
Ve onun parlamasına izin vermen
Just own the night
Sadece geceye sahipsin
Like the Fourth of July
4 Temmuz gibi (Amerikan Bağımsızlık Günü)

Cause baby you're a firework
Çünkü bebeğim sen bir havai fişeksin
Come on show 'em what your worth
Haydi onlara değerini göster
Make 'em go "Oh, oh, oh!"
Onları gitmeye zorla "Oh, oh, oh!"
As you shoot across the sky-y-y
Gökyüzüne fırlattığın zaman

Baby you're a firework
Bebeğim sen bir havai fişeksin
Come on let your colors burst
Haydi renklerinin patlamasına izin ver
Make 'em go "Oh, oh, oh!"
Onları gitmeye zorla "Oh, oh, oh!"
You're gonna leave 'em fallin' down-own-own
Düşerken onlardan ayrılacaksın

You don't have to feel like a waste of space
Kendini boşlukta hissetmene gerek yok
You're original, cannot be replaced
Sen orjinalsin, yerine başka bişey konamaz
If you only knew what the future holds
Sadece geleceğin ne getireceğini bilirsen
After a hurricane comes a rainbow
Yağmurdan sonraki kasırganın

Maybe you're reason why all the doors are closed
Belki kapıların kapalı olmasının bi nedeni vardı
So you can open one that leads you to the perfect road
Birisi bu mükemmel yolda yol gösterir ve sen kapıyı açabilrsin
Like a lightning bolt, your heart will blow
Parlayan yıldırım gibi, kalbin üfleyecek

And when it's time, you'll know
Ve zamanı geldiğinde anlayacaksın
You just gotta ignite the light
Sadece ışığı yakman lazım
And let it shine
Ve onun parlamasına izin vermen
Just own the night
Sadece geceye sahipsin
Like the Fourth of July
4 Temmuz gibi

Cause baby you're a firework
Çünkü bebeğim sen bir havai fişeksin
Come on show 'em what your worth
Haydi onlara değerini göster
Make 'em go "Oh, oh, oh!"
Onları gitmeye zorla "Oh, oh, oh!"
As you shoot across the sky-y-y
Gökyüzüne fırlattığın zaman

Baby you're a firework
Bebeğim sen bir havai fişeksin
Come on let your colors burst
Haydi renklerinin patlamasına izin ver
Make 'em go "Oh, oh, oh!"
Onları gitmeye zorla "Oh, oh, oh!"
You're gonna leave 'em fallin' down-own-own
Düşerken onlardan ayrılacaksın

Boom, boom, boom
Bum, bum, bumm
Even brighter than the moon, moon, moon
Aydan bile daha parlak

It's always been inside of you, you, you
Bu her zaman senin içinde
And now it's time to let it through
Ve şimdi bunun sayesinde izin verme zamanı

Cause baby you're a firework
Çünkü bebeğim sen bir havai fişeksin
Come on show 'em what your worth
Haydi onlara değerini göster
Make 'em go "Oh, oh, oh!"
Onları gitmeye zorla "Oh, oh, oh!"
As you shoot across the sky-y-y
Gökyüzüne fırlattığın zaman

Baby you're a firework
Bebeğim sen bir havai fişeksin
Come on let your colors burst
Haydi renklerinin patlamasına izin ver
Make 'em go "Oh, oh, oh!"
Onları gitmeye zorla "Oh, oh, oh!"
You're gunna leave 'em goin "Oh, oh, oh!"
Giderken onlardan ayrılacaksın "Oh, oh, oh!"

Boom, boom, boom
Bum, bum, bumm
Even brighter than the moon, moon, moon
Aydan bile daha parlak
Boom, boom, boom
Bum, bum, bumm
Even brighter than the moon, moon, moon
Aydan bile daha parlak

14 Haziran 2011 Salı

Hangi takımı tutuyorsun diye konu açan insan sana kocaman bir :SSSS

    
  Tutmuyorum işte takım falan. Allah Allah zorlama mı yahu. İlla her insan bir takım tutmak zorunda mı.? Sevmiyorum işte futbolu çok mu garip. Daha önce hiç takım tutmayan bir erkek hiç görmemişmiş bak sen. Her erkek takım tutar gibi bir genelleme mi var. Bak ben tutmuyorum işte. Bunu duyan biri arkasından hemen şu öneriyi getiriyor: O zaman A takımını / B takımını tut. Seni de A'lı veya B'li yapalım diyorlar. O an sinirlenmeye başlıyorum. Reddediyorum sabır içerikli bir yüz ifadesiyle. Ardından ''ya erkek adam takım tutmaz olur mu''  tarzı sözler duyuyorum. İşte o an sabrım taşıyor. Acaba kaç kere patladım bu konuya böyle yaklaşanlara sayısını bilmiyorum. Beni kızdırmak hiçte kolay değildir ama öyle cümleler var ki duymaya tahammül edemediğim, onlardan birini işittiğim an resmen HULK a dönüşüyorum. En sevmediğim insan prototipidir aynı zamanda bunlar. Sırf herkes yapıyor diye bir kavramı benimseyen insanlar. Kalıplaşmış, içeriği düşünülmeden edinilen alışkanlıklar vs vs vs. Sinir olduğum insanları ayrı bir başlıkta uzun uzun yazacağım için konudan sapmayayım.

     Futbol bence saldırganlık dürtülerini dışa yansıtma şeklidir. Ben saldırgan değilim ki neyi kime yansıtma gereği duyayım. Bir de şu soru gelir çoğunlukla; neden sevmiyorsun? Eee sevmiyorum işte, ilgi duymuyorum. Sen neden seviyorsun sorusuna daha sinir cevaplar aldığım için uzun zamandır sormuyorum bu soruyu. Bir gün biri aynen şunu söyledi: ''Eee sen erkek arkadaşlarınla bir araya gelince ne konuşuyorsun o zaman''.  İnsan böyle katil oluyor de
mek ki. Acıyorum böyle düşünen insanlara. Seksten ve futboldan veya siyaseten başka konuşacak konu bulamayan erkeklere. Yazık gerçekten yazık. Böyle şeyler duydukça iyice uzaklaşıyorum futboldan sırf onlar gibi olmadığımı pekiştirmek için. Elimde üç beş erkek arkadaş kitlesi kaldı gerçekten saatlerce sohbet edebileceğim. O kadarı da bana yetiyor zaten. İyi ki varsınız. Kız arkadaşlarım zaten en değerli dostlarım. Şu an bir çoğunuz yanımda değilsiniz sizi hep özlüyorum. Daha fazla duygusala bağlamadan yazıma burada son veriyorum. Büyüklerin ellerinden . . .

13 Haziran 2011 Pazartesi

Bir bilmecem var çocuklar...

       İnsanın NEDEN-SONUÇ ilişkisini  SONUÇ-NEDEN ilişkisinden ayırması çok önemlidir. Önemli olmasının sebebi başınıza gelen olayların sorumlusunu veya sebebini bulmaktır. Bunun yanında kavram karmaşasının içinden çıkmayı da sağlar. Neyden bahsettiğimi anlamadınız değil mi.? Biraz daha açayım o zaman. Bu konuda aklıma gelen ilk örnek Candan Erçetin in geçen yaz popüler olan 'Bahar' adlı şarkısından bir alıntı: ''Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum. Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar.'' Şimdi aklıma gelen başka bir örnek daha var: ''Sevildiğimiz için mi çok iyiyiz. Yoksa iyi olduğumuz için mi seviliyoruz.'' Yeterince kavramışsınızdır umarım konuyu. :)

      Bu tip sorularla sık sık uğraşmak zorunda kalıyorum. Tabi mecburiyetten değil, ben soruyorum bu soruları kendime. Çünkü cevapları çok önemlidir bu soruların. Aklıma takılan o kadar çok 'A yüzünden mi B oldu yoksa B olduğu için mi A ortaya çıktı' gibi ikilemler var ki. doğru cevabı verip hayatımı düzene sokmaya başlayamıyorum. Hangisini değiştirmeli, hangisini suçlamalı, hangisini yok saymalı karar veremiyorum. Karar veremediğim için sürekli yerimde sayıyorum. Bu soruya doğru cevap verebilenlerin  yoluna devam edebildiklerini farkettim. Sonuçla uğraşmak yerine nedenle uğraşıyorlar ve o hallolduğunda sonuçta ortadan kalkıyor. Tabi hemen sevinmeyin nedeni bulursak sonucu da düzeltiriz diye. Her ne kadar çoğunlukla işe yarasa da Evanessence' nin My İmmortal adlı şarkısında da dediği gibi ''This pain is just too real. There's just too much that time can not erase'' Bazı olayların geri dönüşü daha doğrusu telafisi mümkün olmaz. O zaman ne yapacaksın? Ya yokmuş gibi yapacaksın-yapabildiğin kadar- ya da kabulleneceksin. Aslında ikisi de iyi bir yol değil ama çoğunlukla alternatif bir 'c' şıkkı yoktur.

     Peki bu durumda yerimizde sayarak hayatı kendimize zindan mı etmeliyiz tabi ki hayır. Başınıza ne gelirse gelsin hayatınızı yaşamaktan asla vazgeçmeyin. Hatta daha iyi yaşayın ki elinizde teselli bulabileceğiniz bir parça olsun. Farkında olmazsınız ama yaşadıklarınız size olumlu bir çok özellik, yenilikte getirmiş olabilir. Düşünürseniz mutlaka bulursunuz.

      Bu nokta çok garip işte. Yazıma başlarken asıl değinmek istediğim de tam olarak burada başlıyor. Yaşanılan acılar, üzüntüler, olaylar size başkalarında olmayan sizi siz yapan bir çok güzellikte getiriyor. Belki bunlar vazgeçemeyeceğiniz, sizde olduğu için kendinizle gurur duyduğunuz, bu olmazsa benim diğer insanlardan bir farkım kalmaz dediğiniz özellikleriniz. Eeee şimdi ben karşılaştığım kötü zamanlar için üzülmeli miyim yoksa onlardan şimdiki ben doğduğu için ona sevinmeli miyim. Yok mu ya bunun bir orta noktası. Ne yapmalı böyle bir durumda. Bu ikilemi yaşarken, A mı Bye sebep oldu B mi A ya sorusunun cevabı da iyice kafa karıştırıyor. Ben istiyorum ki hem cevabı bulayım hem de sorunu çözdüğümde yine ben, ben olarak kalayım. Mümkün mü acaba böyle bir şey. Ben bunları düşünürken beyin hücrelerim nasıl da enerji harcıyordur ne diyo bu yaa diye. :) Acaba bir gün aradığım cevapları bulabilecek miyim.? Bulsam harekete geçecek miyim.? Bunlar da konunun dip not kısmındaki soru işaretleri.

       Benim size sormak istediğimse tüm bu sorular sizce cevabını duymaya değer mi? Kabullenmeli mi yok mu saymalı. Ya da hiç kurcalanmamalı mı. İnsanın ''amaaaan neyse ne olmuş bitmiş boşveeeeer bundan sonra olacaklara bak'' diyesi geliyor ama işte öyle olmuyor.


:DDDDDD

12 Haziran 2011 Pazar

Tatile ne zaman gidilir ?

      Bu sorunun en güzel ve etkili cevabı ne biliyor musunuz? Tabi ki şu anda. Hemen şimdi bu blogu okur okumaz veya yarın ilk arabayla veya... Düşünmeyeceksin nereye ne zaman gideceğini. Canın sıkılıyorsa, değişiklik istiyorsan plan yapmayacaksın hemen gitmeye karar verip gideceksin. Böyle olunca tatilden fazla bir beklentin olmuyor, doğaçlama yaşıyorsun hayatını. Bir aksilikle karşılaştığında veya şuraya da uğrayacam diye plan yapıpta plana bağlı kalamadığında üzülüyorsun. Tatilini eksik yapmışsın gibi geliyor ve içinde bir burukluk ve eksiklik içinde geri dönüyorsun.

    Biri bana dahi şuraya gidelim dediğinde ilk söylediğim şey ''hadi gidelim'' ifadesidir. Ne zaman, ne yapacağız ki orada gibi sorular sormam. Giderim. Bence en güzeli bu şekilde oluyor çünkü gidişatınızı belirleyen tek şey o anki durum oluyor ve sizi hiç beklemediğiniz yerlere götürüyor. Ayın 10'undan beri Antalya'dayım ve arkadaşımla birlikte yolda ne tabelası görsek 'hadi buraya gidelim' diyoruz. Her zaman da memnun kalıyoruz. Tabi insanın her gördüğü, duyduğu yere gitmesi hiç mantıklı değil başınıza gelebilecek kötü şeylerin olma olasılığını yükseltmek hiç hoş olmaz. Doğru tercihi yapmakta biraz mantıklı davranmaktan geçiyor. Kişi kendini, yol arkadaşını iyi bilmeli.

    Tatilin tadı böyle çıkıyor. Hiç hesapta yokken, 4 gün boyunca mazeret sınavlarını beklemek zorunda kalacakken, Antalya'dayım ve birçok yer gezdim. Güneşlenirken düşündüm de şu an Isparta'da yurdun bahçesinde, simit cafede, GSF kantininde de oturuyor olabilirdim ama sahildeyim ve bunu sağlamak için tek yapılması gereken sacede karar verip uygulamak oluyor. Kendimi banka soyup fiji adalarına kaçan insanlar gibi hissettim. Kimse nerde olduğunuzu bilmiyor-en azından küçük bir çevre biliyor -ve siz başka bir yerdesiniz. Ayrıca sizi daha dün akşam görmüş birinin ertesi sabah mesaj atıp, nerdesin şurada buluşalım mı dediğinde sizin başka bir şehirde, tatilde, uzak bir  mekanda olduğunuzu söyleyip karşınızdakini şok etmenin verdiği duygu da bambaşka oluyor.

   Benimki sadece tatile nasıl ve ne zaman gitmeli sorusuna kendi yaşam tarzıma göre bir cevaptı. Kendim sordum kendim cevapladım oooh iyi de oldu. İnsan birşeyler söylemek için birilerinin soru sormasını beklememeli. Söylemek, anlatmak istiyorsan söyle, anlat. Çünkü her zaman söylemek istediklerinizi dile getirebileceğiniz sorular sormazlar size. Ağlamayana meme yok derler ya hıııh aynı o hesap işte. :)

8 Haziran 2011 Çarşamba

SIRADAKİ ŞARKI MOR ve ÖTESİ'NDEN GELİYOR; BİR DERDİM VAR

      Farkettim de bu sene geleneksel olarak girdiğim bahar depresyonunu yaşamadım. Hani tek başıma dolaştığım, mesajlara cevap vermediğim, hatta bazen sebepsiz ağladığım anlar vardı ya, işte o anları bu yıl yaşamadım. Bunun iki sebebi olabilir ya bu duruma alıştım artık önemsemiyorum ya da  içime attım bu seferkini. Düşününce hangisinin neden olduğunu bulamadım. Acaba hangisi daha kötü; bu duruma alışmak mı yoksa duyguları bastırmak mı?
  
     İnsanın, bir şeylerin ters gittiğini bilip, onu düzeltmek zorunda kalması da o şeyi görmezden gelmesi de son derece zor. Ne yapmak gerekir böyle bir durumda? Ben bilmiyorum yıllardır da bulamadım. Kimisi hatta çoğu kişi ''zamana bırak'' der. Eee zamana bırakmakla olmuyor ki. Zaman,  kardan adam yapmak için yuvarladığımız iri kar kütlesi gibi biriktiriyor yonuna çıkan ne varsa. Sonra o kütleden çamur ve taş parçalarını ayıklamak gerekiyor ve bu çok daha zahmetli oluyor bence. Kimisi işin kolayına kaçıp o  kardan adam olacak kütlenin kirli üstünü temiz karlarla örtüyor. İnsanlar görmese de kalıyor o taşlar, kardan adamın içinde. Kendi ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de taşların yükünü taşımak zorunda kalıyor. İşin kolayına kaçan kişiyi suçlamakta doğru değil. Bazen insan işin kolayına kaçıyor -kaçmak zorunda kalıyor- ve böyle atlatmaya çalışıyor. Toplum her zaman sana taşları ayıklamak için fırsat vermez. İnsanların gözü önünde ayıklayamazsın o taşları, ayıklatmazlar veya ayıklasan bile seni affetmez, içlerine almazlar. 

    En vahşi hayvan gerçekten insandır. En büyük vahşeti de kendi türüne sergiler. Bu senaryoda en büyük suçlu kim biliyor musunuz. Kardan adam yapmak isteyen kişinin önüne ''farkında olmasa da'' taş koyan insanlar. Kartopunu yuvarlayanın hiçbir suçu yok çünkü önündeki taşların neye sebep olacağından kesinlikle haberi yok. Taş koyanlar için farkında olmasa da ifadesini kullandım. Çünkü onlar da koydukları taşların neye sebep olacağını bilmiyorlar ama suç yine de onlarda. İsteyerek yapmamışta olsalar ortada bir suç var. Suçun cezasını verebilecek bir ortam yok. Bu yüzden cezasını çekmekte sanığa değil mağdura düşüyor.

   Yazının ilk paragrafıyla sonrakiler ne kadar alakasız olmuş (!) yazmak istediğim konudan uzaklaşmışım. Bilinçaltım buna sebep olmuş olmalı. ''Ne yapacaksın onu yazıp, kendini bana bırak ki tuttuklarımı bırakayım'' diye düşünmüş olmalı.

7 Haziran 2011 Salı

slm ( sanal medyada ilk akla gelen başlık ismidir bu )

Eee blog sahibi oldum ne olacak şimdi. Ben de bir gün meşhur olur muyum. Ya da Okan'ın, Beyaz'ın programına davet ederler mi beni de. Facebookta benim için fan kulüpler,sayfalar açılır mı ya da yazdıklarım paylaşılır mı deli gibi bir hızla. Hıı ne dersiniz. Belki de kimse okumaz bir iki arkadaşım dışında. Belki bir kaç gün sonra hevesim kalmaz internette bir yerlerde kalır gider yazdıklarım. Bir önemi var mı peki bunların, kesinlikle yok. Ben şu an için mutluyum, bir şeyler yapmaya çalışıyorum ya işte o bana yetiyor. Ben buradan kendi kendime bağırıp çağırsam da hiç önemi yok, farzederim ki günlük tutuyorum. İşte asıl amacım bu. Günlük tutmak!  Hani günlüklere en gizli duygular veya kimsenin seni bu konuda dinlemeyeceğini düşündüğün konular yazılır ve kimseye de okutulmaz ya; hııh işte ben yazayım da biri okursa ''aaaa sende mi okudun yazdıklarımı onlar gizliydi '' diyebileyim. Danışıklı dövüş gibi oldu biliyorum ama insan bazen duygularını söylemek ister ama ya birinin çok ısrar etmesini ya da ağzından almasını düşünür. Kendi iradesiyle anlatamaz bazı şeyleri. Ben de günlük tutar gibi yazayım da sanki burada yazınca gizliymiş, kimse okuyamazmış gibi rahat rahat döküleyim de, biri ''yaww geçen yazını okudum'' dediğinde daha önce de dediğim gibii ''aaa okudun mu'' deyip, konuyu açmak için yolunu yapmış olayım. Tabi yine de sır verip ser vermem kolay kolay. Özlem Tekin son şarkısının bir cümlesinde şöyle diyor: BEN SÖYLEMEM SEN ANLA. Beni tanıyanlara söylüyorum, şaşırmayın. Tabi ki depresyona girmedim ben her zamanki gibi gibiyim. Burada daha çok şebeklik yapacam, bazı kavramlar hakkında deneme yazacam, bazen tembel bir blogger gibi okudum bazı yazıları koplaya-yapıştır da yapacam. Günlük meselesine gelince; eğer farkederseniz bazı yazılarımın içinden bana ait olan şeyleri çıkarabilirsiniz. Ama  BEN SÖYLEMEM SEN ANLA.